İŞVERENİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÖNLEMLERİNİ ALMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Yazar: Recep Güner

Giriş 

İş kazaları ve meslek hastalıklarından ötürü yaşanan ölümler ve sürekli iş göremezlikler hem toplum vicdanında hem de ülke ekonomisinde derin yaralar açmaktadır. İşçilerin can güvenliği ile doğrudan ilgili olan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sebepler dairesinde işverenin iyi niyetine bırakılması mümkün değildir (Akbulut, 2007:127). Devlet işçileri iş kazaları ve meslek hastalıklardan korumak amacıyla iş sağlığı ve güvenliğinin asgari normlarını belirlemek ve işyerlerinde uygulanmasını sağlamakla yükümlüdür (Caniklioğlu ve Canpolat, 2014:1). Bu noktada işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcunu tam manasıyla yerine getirmesi büyük önem arz etmektedir. 

İşçinin bir işi ifa etmesi karşılığında ücret ödenmesi konusundan ibaret (Mollamahmutoğlu, 2008:254) olan iş sözleşmesi, işçinin gerçek anlamda işverene bağımlı olarak çalışma ve onun verdiği talimatlara uyma zorunluluğu içerirken, işverene işçiyi çalışma ortamının, yapılan işin ve çevresel faktörlerin sebep olabileceği tehlikelerden koruma ödevi yüklemektedir. Öğretide işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alması zorunluluğunun kaynağı farklı noktalara dayandıran görüşler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; işverenin emir ve talimat verme yetkisinden kaynaklanması, iş sözleşmesinin kişisel ilişki doğurmasının bir sonucu olması, işçinin sadakat borcunun karşılığı olması, işçi ve işveren arasında kurulan borç ilişkisinin süreklilik arz etmesinin doğal bir sonucu olması şeklinde sıralanmaktadır. İşverenin işçilerini iş kazalarından ve meslek hastalıklarından koruması için yerine getirmesi gereken iş sağlığı ve güvenliği normlarının kaynağı işçi ve işveren arasında kurulan iş sözleşmesinin yanında bazı kamu ve özel hukukta yer alan düzenlemeler de dayanmaktadır. Bunların en başında  tabi ki 2012 yılında çalışma hayatına giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gelmektedir. İşverenin önlem alma borcu İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu haricinde, Anayasamızın, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun bazı hükümlerinde dile getirilmiştir. Sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının tesis edilmesi ancak işveren tarafından önlem alma borcunun yerine getirilmesi ile mümkündür. İşverenin önlem alma borcunu tama manasıyla kavraması ve yerine getirmesi için önlem alma borcunun amacının, kapsamının, içeriğinin ve hukuksal dayanağının açık bir şekilde ortaya konulmasının son derece önemlidir.

1. İş Sağlığı ve Güvenliğinin Önemi

1.1. İş Sağlığı ve Güvenliği Kavramının Ortaya Çıkışı

İş sağlığı ve güvenliğinin tarihsel gelişimi incelendiğinde özellikle sanayi devriminin başlamasıyla beraber bu kavramın öneminin daha çok ortaya çıktığı görülmektedir (Aydemir, 1995:79). İş sağlığı ve güvenliğinin çalışma kavramıyla iç içe olmasından dolayı aslında bu kavram sanıldığının aksine sanayi devriminden daha eskiye dayanan çok yönlü bir bilimdir. İş sağlığı ve güvenliğinin çıkış noktası araştırılırken özellikle “ne zaman insan hayatını idame ettirmek için çalışmaya başladı ?” sorusu sorulmalıdır. İlk ilkel kavimlerin dahi yaşamak için çalışması gerektiği göz önüne alınırsa en basit anlamda iş sağlığı ve güvenliğinin doğuşunun sanayi devriminden öncesine dayandığı daha rahat görülebilir. Günümüzdeki anlamıyla iş güvenliğine yönelik sayılabilecek faaliyetler insan emeğinin yoğun şekilde sömürüldüğü Roma’ya kadar dayanmaktadır. Zamanın araştırmacı ve bilim adamları işçilerin vücut bütünlüğünü ve can güvenliğini korumak gibi insani amaçlardan çok işçilerin verimini arttırmayı ve yapılan işi daha kısa sürede bitirmeyi hedefleyen iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili önerilerde bulunmuştur. 

Buhar makinasının icadıyla beraber 18. yüzyılda yaşanan sanayi devrimi üretimi makineleştirmiş ve iş güvenliği açısından çok çeşitli riskleri çalışma hayatına sokmuştur. Öncelikle kırsal kesimden üretimin olduğu kentlere göç, hijyenik olmayan koşullarda barınmayı beraberinde getirmiştir. Çalışma şartlarının ağırlığı, kötü beslenme, ara vermeksizin günlük 18 saatte varan çalışma süreleri ve bunların yanında uygun olmayan çevre koşullarının bir araya gelmesi hastalıkları, hastalıklar çok fazla çalışanın bir arada ve hijyenik olmayan koşullarda barınmasından dolayı salgınları, salgınlar işçilerin sağlıklarının bozulmasını, sakatlıkları ve ölümleri beraberinde getirmiştir.

1.2. İş Sağlığı ve Güvenliğinin Zorunluluk Haline Gelmesi

Sanayi devriminin çalışma hayatı üzerindeki köklü değişiklikleri giderek büyüyen ve önü alınamaya çok büyük sorunlara yol açmıştır. Ücretlerin düşük olmasından dolayı sadece aile reisinin çalışması geçinmek için yeterli olmamakta, kadınlar hatta çok küçük yaşta çocuklar dahi ağır işlerde çalışmaktadır. Sağlıksız çalışma şartları, işçilerin kendilerine uygun olmayan işlerde çalışmak zorunda bırakılması, yetersiz beslenme ve hızlanan üretim teknikleri iş kazalarının sayısını göz ardı edilemeyecek seviyede arttırmıştır. Bu durum toplumda ciddi tepkilere sebep olmuş ve iş kazalarını toplumsal bir sorun haline getirmiştir. 

Meydana gelen gelişmelerden dolayı iş kazalarının artması ve çalışanların hayat seviyesinin düşmesi iş sağlığı ve güvenliğinin insanın doğuşundan itibaren var olan ve sanayi devriminin getirdiği tehditlerden çalışanları koruyan vazgeçilmez bir koruma olgusu olduğunu ortaya çıkarmıştır (Ulusan, 1990:33). Bir zorunluluk olarak sanayinin hızlanmasıyla beraber alınan önlemler ve yapılan çalışmalar artmıştır. Dikiş işlerinde istihdam edilen işçilerin parmaklarını korumak amacıyla ilk KKD[1] olarak yüksüğün bulunmasıyla başlayan süreç, İngiltere’de yayınlanan Baca Temizleyicileri Yasası ve çocuk işçilerin çalışma süresini 12 saatle kısıtlayan Çocukların Korunması Kanunu ile devam etmiştir. İlk iş sağlığı ve güvenliği kanunu Almanya’da 1800’lü yılların ikinci yarısında ve ilk iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yasal düzenleme aynı yıllarda İsviçre’de yayınlanmıştır. 1970 yılına gelindiğinde ABD ilk bağımsız iş sağlığı ve güvenliği yasasını çıkarmıştır. 

Ülkemizde sanayi devriminin geç başlamasıyla beraber iş sağlığı ve güvenliği alanında yapılan çalışmalar Dünya ve Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. İlk düzenleme 1869 yılında sadece Zonguldak ve çevresini kapsayan Maadin Nizamnamesi olmuştur. Sırasıyla  Ereğli Havza-i Fahmiye Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanunu, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332. maddesi, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda 173. ve 180. maddeleri arası, 3008, 1475 ve 4857 sayılı iş Kanun’larının bazı maddeleri yayınlanmıştır. Nihayet 2012 yılına geldiğimizde ilk kez müstakil bir iş güvenliği kanunu olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası tüm gecikmelere rağmen çıkarılabilmiştir. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının işçi, işveren, devlet ve toplum üzerindeki yıkıcı zararları devletin çalışma hayatına müdahalesini kaçınılmaz hale getirmiştir (Süzek, 1985:14). Devlet günün teknolojisine ve gelişmelerine uygun iş güvenliği mevzuatı yayınlayarak ve ilgili mevzuatları uygulayarak çalışma hayatını düzenlemektedir. Böylece, işçiler lehine, bu mevzuattan doğan ve devlet tarafından idari ve cezai yaptırımlarla korunan bir “iş güvenliği hakkı” ortaya çıkmıştır (Süzek, 1985:15). Önlem alma borcu ve iş güvenliği hükümleri bu mevzuatın nüvesi konumundadır.

1.3. İş Kazalarının Etki ve Zararları

İş sağlığı ve güvenliğinin amacı iş yerinde yapılan faaliyetlerden dolayı oluşabilecek kötü etkilerden çalışanları korumak ve sürekli bir şekilde çalışma ortamını iyileştirmektir (Özkılıç, 2007:11).  Bu yönden bakıldığında iş sağlığı ve güvenliğinin gaye olarak bireyi, toplumu ve devleti çeşitli zararlara uğratan iş kazaları ve meslek hastalıklarını bertaraf etmek olduğu söylenebilir.

İş kazaları öncelikle yaşanan ölümlerle, kutsal olarak değerlendirilen bireyin hayatına ve daha sonra yaralanmalarla bireyin yaşam kalitesinin düşmesine mal olmaktadır. Meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları sadece kazayı yaşayan bireye değil kazalının ailesine, iş arkadaşlarına, işverenine, topluma ve devlete hem maddi hem de manevi zararlar vermektedir (Aydemir, 1995:799). İş kazası sebebiyle yaralanan veya vefat eden işçi yukarıda saydığımız taraflar arasında şüphesiz ki en büyük zararı görendir. İş kazasından sonra yaralanarak malul olan işçiler, her ne kadar iş göremezlik tazminatı alsa veya aylık bağlansa da ekonomik güçlerinde azalma yaşamakla beraber birçok manevi zarara uğramaktadır. Yaşanan kaza, kazalı işçinin toplumdaki statüsünü kaybetmesine, vücut veya ruh bütünlüğünün bozulmasından dolayı hayat kalitesinin düşmesine, başka birine bağımlı olarak yaşaması durumunda kendisini yük olarak hissetmesine ve geleceğe dönük umutlarını yitirmesine sebep olduğu göz önüne alındığında kazanın maddi zararlar yanında çok daha büyük manevi zararlar verdiği görülmektedir. İşveren açısından iş kazalarının zararları incelendiğinde öncelikle SGK’nın kazalı işçi için yapılan masrafları işverene rücu etmesi ve Borçlar Kanunu kapsamında kendisine açılan tazminat davaları görülmektedir. Bunların yanında işverenin vasıflı bir çalışanını kaybetmesi, itibarının zedelenmesi, çalışanlar arasında güvensizlik, korku ve üzüntü gibi üretimi sekteye uğratan hallerin meydana gelmesi işverenin diğer maddi zararları olarak sayılabilir. Tabi ki bunların hiç biri işverenin kazadan dolayı yaşayacağı vicdan azabı ve elemle kıyaslanamaz. Ülke ekonomisi açısından ise yetişmiş iş gücünün, iş gününün, üretim yapılamadığından dolayı katma değerin ve milli servetin kaybına, bunun yanında toplumda güvensizlik, huzursuzluk gibi duygulara, refah seviyesinin düşmesine ve kalkınmanın yavaşlamasına sebep olduğu görülmektedir. 

2.  İşverenin Önlem Alma Borcu

2.1. Gözetme ve Koruma Borcu Kapsamında Önlem Alma Borcu

Genel olarak önlem alma borcu işçinin kişiliğinin, sağlığının ve hayatının korunması üzerine bina edilmiştir. Önlem alma borcu işverenin gözetme ve koruma borcunun altında değerlendirilmesine rağmen sahip olduğu önem açısından gözetme ve koruma borcunun büyük bir kısmını teşkil etmektedir (Akyiğit, 2005:164). 

2.1.1. Önlem Alma Borcu Kavramı

Önlem alma borcu öğretide farklı isimlerle ve kapsam olarak değişik içeriklerle zikredilmektedir. Anayasa’nın 50. ve 60. maddelerinde iş sağlığı ve güvenliğinin genel esaslarının ve ilkelerinin belirtildiğini ve uygulama açısından önemli hükümlerin 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda yer aldığını belirten bazı yazarlar önlem alma borcunu “işçiyi gözetme borcu” olarak nitelemiş ve kapsamını iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak olarak çizmiştir (Tunçmağ /Centel, 2008:128). Bunun yanında bazı kesimler bu borca “işçiyi koruma borcu” demiş ve kaynağını iş ilişkisinin kişisel niteliğinden doğan sadakat borcuna bağlamış (Narmanlıoğlu, 1998:245), işverenin bütün iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almasının ve işçinin kişiliğini korunmasının gerektiğini belirtmiştir (Çelik, 2012:174). Bu görüşlerin aksine gözetme borcunun işçinin sadakat borcuyla veya iş görme borcuyla karşılıklı bağlantı içinde olmadığını, işçiyi gözetme borcunun işveren açısından bir “yan edim yükü” olduğunu savunan görüşler de bulunmaktadır (Akyiğit, 2005:164). En son olarak bizim de aynı görüşte olduğumuz işverenin önlem alma borcunun “iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcu” olduğu ve bu borcun işverenin gözetme borcu kapsamında başlıca yükümlülüklerinden biri olup işverenin işçinin kişilik hakları arasında bulunan yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünü işyeri tehlikelerine karşı korumak zorunda olduğunu yönündedir (Süzek, 2012:426).

Koruma ve gözetme borcu yukarıda görüldüğü gibi dar anlamda işçinin vücut bütünlüğünü ve can güvenliğini sağlanmak için işçinin iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı korunması (Arıcı, 1999:104) olarak ifade edilirken; geniş anlamda işçinin kişiliğinin korunması, işçinin kişiliğinin içinde yer alan yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğünün korunması için gerekli önlemlerin alınması, işçiye gerekli bilgilerin verilmesi, yol gösterilmesi, yetkili makamlara zamanında bildirimde bulunulması, işçiye kendisini ilgilendiren bazı belgeleri inceleme olanağı tanıması, ona ait eşya ve araçların korunması (Süzek, 2012:419), gizli ve özel hayat alanları ile şeref ve haysiyet, meslek gibi kişisel değerin korunması (Aktay, Arıcı, Kaplan, 2007:150), cinsel tacize karşı korunması, işverenin kendi iş organizasyonu içinde meydana gelmesi şartıyla üçüncü bir kişinin işçiye karşı hukuka aykırı davranışının da işveren tarafından önlenmesi şeklinde somut sınırları bulunmayan, geniş kapsamlı bir borç niteliği olarak tanımlanmaktadır (Mollamahmutoğlu, 2008:531). 

2.1.2.  Önlem Alma Borcunun Gözetme ve Koruma Borcu ile İlişkisi

Tanımlarda ve açıklamalarda görüldüğü gibi gözetme ve koruma borcu ile önlem alma borcu zaman zaman birbirinin yerine geçmekte, muhtevasını oluşturan dinamikler açısından birbirini tamamlamaktadır. Gözetme borcu çok geniş kapsamlı bir borç olduğundan dolayı bu borcun içerisine hangi hususların girdiğini önceden sınırlı bir şekilde belirlemek mümkün değildir (Süzek, 2012:419). Önlem alma borcu, gözetme ve koruma borcunun bir parçası olarak değerlendirilebileceği gibi bazı yönlerden gözetme ve koruma borcunun aslı olarak da görülebilmektedir. Bununla birlikte, içeriğini yoğun bir şekilde işçi sağlığını ve güvenliğini koruyucu kuralların oluşturduğu; işçiyi gözetme ve koruma borcu denilin­ce, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri ön planda ele alındığı görülmektedir  (Mollamahmutoğlu, 2008:531). 

2.2. Önlem Alma Borcunun Hukuki Kaynağı

Önlem alma borcu ile korunan hukuki değerler, özellikle isçinin canı, vücut bütünlüğü, malları üzerindeki mülkiyet hakkı, şahsi, cinsi ve mesleki şerefi, işletmedeki yeri ve itibarı, özel hayatı, düşüncelerini açıklama hürriyeti ile sendikalara üye olabilme serbestisi vb. olarak sıralanmaktadır.  

İşçinin edim borcunu işverenin emir ve talimatları doğrultusunda yerine getirmesi ve emeğinin kendi kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olması, önlem alma borcunun hukuki dayanağının belirlenmesinde ve söz konusu borcun içeriğinin saptanmasında ayrı bir yere sahiptir (Ulusan,1990:2). Bazı taraflarca iş sözleşmesinin satım veya kira sözleşmesinden farklı olarak kişilik ilişkisi kurması ve işçinin gerçek anlamda işverene bağımlı olarak çalışmasının yanında işverenin emir ve talimatları içinde iş düzeninin bir parçası olarak uygun hareket etmek zorunda olması, işverenin işçiyi tehlikelerden korumasını gerektiren önlem alma borcunu doğurduğu dile getirilmektedir. Bu görüşün en büyük dayanağı iş sözleşmesinin satım veya kira sözleşmesinden farklı olarak tek sefere mahsus edim borcunu içermek yerine süreklilik arz etmesi ve işçinin emeğinin kendisinin kişilik hakları, ruh ve beden sağlığı ile yakından alakalı olmasıdır. İşverenin organizasyonu içerisinde çalışırken işçinin sürekli olarak tehlike altında olmasından ötürü işçinin kişiliğinin, ruh ve beden sağlığının korunması gerektiği savunulmaktadır.    

İş sözleşmesinden kaynaklanan bağımlı çalışma, hayatını idame ettirmek için genellikle ücreti dışında bir olanağa sahip bulunmayan işçiyi, sermayeyi elinde tutan işverenin ekonomik bağımlılığı altına sokmaktadır. İşçi ve işveren arasında kurulan bu hukuki bağımlılık; işverenin denetim ve gözetimi altında ve onun iş organizasyonu içinde işçinin çalışmasını gerektirmektedir. İşverenin ekonomik ağırlığına karşı bir dengenin kurulabilmesi için işçinin kişiliğinin, vücut bütünlüğünün ve canın korunması bir zorunluluktur (Süzek, 2012:18). İş sözleşmesinden kaynaklanan bağımlılık unsuru işverene işçinin can ve mal güvenliğini sağlama, ücret vb. borçlar yüklerken, işçiye de sadakat borcu yüklemektedir. Önlem alma borcu bu bağlamda bazı açılardan işçinin sadakat borcunun karşılığı olarak da hukuki temele oturtulmaktadır. 

Taraflar arasında kurulan sürekli borç ilişkisinin niteliği ve bu borç ilişkisinin doğurduğu sorumluluklar kapsamında önlem alma borcunun kaynağını açıklamaya çalışan görüşler öğretide bulunmaktadır. Bu görüşlere göre borç ilişkisinin süreklilik arz etmesi işçiye sadakat borcuna uygun çalışması ödevini yüklerken işverene de önlem alma borcunu yüklemektedir. Borç ilişkisi ile kurulan kişisel ilişki borcun taraflarına temel ve yan edimler yüklediği ortaya konularak, işverenin önlem alma sorumluluğunun kaynağının borç ilişkisinin bir yan edimi olduğu savunulmaktadır. 

Her somut olayda önlem alma borcunun kapsamı Medeni Kanunu’n 2. maddesi doğrultusunda “doğruluk ve güven” kurallarına göre tayin edilmesi gerektiği düşüncesi öğretide önemli bir yere sahiptir (Kaplan, 2013:3).  Önlem alma borcunun hukuki dayanakları açıklanırken öğretide yaygın bir şekilde “doğruluk ve güven” kuralları kullanılmaktadır. Dürüstlük ve güven kuralları, önlem alma borcunun tek başına kaynağı olması için yeterli olmasa da, bu borcun iyi niyet kurallarına göre yorumlanabilmesi ve sınırlarının çizilebilmesini sağlamaktadır  (Baycık, 2007:42). 

Önlem alma borcunun yukarıda saymış olduğumuz kaynaklarla beraber Anayasa’dan Borçlar Kanunu’na kadar birçok yasal düzenleme ile güvence altına alındığı görülmektedir. Bu düzenlemelerden tabi ki en çok öne çıkan çalışma hayatına yeni giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’dur. Önlem alma borcu öğretide birbirinden farklı görüşler, değişik gerekçelerle açıklanmaya çalışılmıştır (Ertürk, 2002:89). Önlem alma borcunun kaynağı konusunda ileri sürülen görüşler kısmen birbirini kapsar veya birbirini tamamlar nitelikte ortaya konulduğu görülmektedir. 

Yukarıda genel hatlarıyla öğretide yer alan önlem alma borcunun kaynaklarından kanaatimizce en uygun düşenler; önlem alma borcunun işverenin emir ve talimat verme yetkisinden kaynaklanması ve işçinin sadakat borcunun karşılığında doğan bir borç olması görüşleridir.  

2.2.1. Önlem Alma Borcunun İş Sözleşmesinden Doğan Hukuki Kaynakları

İşçi iş sözleşmesi ile işverenin iş organizasyonuna dâhil olmasıyla beraber işyeri ortamının yaratacağı fiziki tehlikelere açık hale gelmektedir. Bu nedenle işveren, iş sözleşmesinden doğan bir borç olarak işçiyi gözetmeli, onun sağlık ve güvenliğini sağlamalıdır. İş sözleşmesi işçinin bağımlı olarak çalışmasını gerektirmesi, işverene emir ve talimat verme yetkisi tanıması, bağımlı çalışmayı gerektirmesi ve sadakat borcu doğurması özellikleriyle önlem alma borcunun hukuki dayanağının nüvesi konumundadır.

2.2.1.1.  İşverenin Emir ve Talimat Verme Yetkisi Karşılığında Önlem Alma Borcu

İşçi ve işveren arasında kurulan borç ilişkisi gereği işçinin işverene bağımlılığı söz konusudur. İş görme ve ücret unsurunun yanında yokluğu durumunda iş sözleşmesinin varlığından söz edilemeyecek temel taşlardan birisi de bağımlılık unsurudur.  Bağımlılık unsuru genel bir ifadeyle işçinin, işverenin emir ve talimatına tabi bir şekilde belirli ya da belirsiz bir süre için iş görmeyi, işverenin de buna karşılık bir ücret ödemeyi taahhüt ettiği sözleşme unsuru olarak tanımlanmaktadır (Mollamahmutoğlu, 2008:253). 

Hem 4857 sayılı İş Kanunu madde 8/1, hem de 6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 393’teki tanımlardan anlaşılacağı gibi işçinin işverene bağımlılığı mevcuttur. İş sözleşmesinde işçinin bağımlılık unsuru hem yönetim hem de ekonomik olarak daha yoğun yaşanmasından dolayı diğer sözleşmelere oranla çok daha ağır bir şekilde hissedilmektedir. İşçi, işveren ile yapmış olduğu sözleşme gereği işin görülmesi süreci içinde işverenin emir ve otoritesi altında (Süzek, 2012:16) olmakta ve işverene karşı hukuki bir bağımlılığı bulunmaktadır (Süzek, 2012:264). İşçi, işverenden aldığı emir ve talimatlar çerçevesinde iş sözleşmesinden doğan edim borcunu yerine getirmekte ve emeğini işverenin yararına sunmaktadır. İş sözleşmesinin, edimin ifasında işçi üzerinde işverenin ege­menliğini kurduğu itiraz edilemeyecek bir durumdur. İş ediminin borçlusu olarak işçi, edim programını kendisi organize etmemekte, faaliyeti işveren tarafından planlanmaktadır (Mollamahmutoğlu, 2008:264). İşveren çalışma boyunca iş sürecini ve sonuçları denetlemektedir (Uçum, 2005:102). İşçi, işverenin emir ve talimatları doğrultusunda kendisine verilen işten kaynaklanan riskler nedeni ile beden ve ruh sağlığı bakımından tehlike altına girmektedir. İşçinin, işverenin emir ve talimatları çerçevesinde, işveren tarafından kurulmuş organizasyonun bir parçası olarak risklere maruz kalması durumu işverenin söz konusu risklere karşı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alması borcunu doğurmaktadır. Kurulan borç ilişkilerinde yetki ve borç arasında bir denge bulunmaktadır. Bir tarafa tanınan yetki, borç ilişkisi kurulan diğer tarafın menfaati için yerine getirilmesi gereken bir borç doğurmaktadır. İşverenin işçiye emir ve talimat verme yetkisi, ona işçinin beden ve ruh bütünlüğünü koruması için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcunu yüklemektedir. 

Önlem alma borcunun işçi ve işveren arasında kurulan borç ilişkisi kapsamında değerlendirilmesinde işçinin, işverene hukuki ve ekonomik yönden bağlı olması ve işçinin işverenin otoritesi altında hizmet edimini yerine getirirken işverenin emir ve talimatlarına uymak zorunda olması yatmaktadır (Eren, 1984:35). Tabi ki emir ve talimatlar işin gereğine, mevzuata, aynı nitelikteki işler için oluşmuş gelenek ve göreneklere uygun olması gerekmektedir. İşçinin emeği onun kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır (Süzek, 2012:237). İşverenin emir ve talimat verme yetkisini kapsayan yönetim hakkını sınırlamak ve işçinin işverene bağımlılığını azaltmak için işçinin korunması bir gereklilik olarak meydana çıkmakta ama bu gereklilik toplum yararı ve işçinin korunmasının ekonomik yükünün katlanabilir seviyede olmasıyla sınırlanmaktadır (Süzek, 2012:16-18).

2.2.1.2. İşçinin Sadakat Borcuna Karşılık Önlem Alma Borcu 

Sözlük anlamı “içten bağımlılık” olan sadakat kavramının, iş hukukundaki yansıması, işçinin bazen belirli bir davranışta bulunması, bazen belirli bir davranıştan kaçınması yanında yapma ve yapmama borçlarını kapsayan geniş bir mükellefiyetler bütünü şeklindedir (Narmanlıoğlu, 1998:205). 

İşçinin sadakat borcuyla işverenin gözetme borcu arasındaki bağ, her iki borcunda, “iş sözleşmesinin sadece maddi değeri olan edimlerden ibaret olmayıp, işçinin kişiliğinin tanınması sonucu olarak, işçi ile işveren arasındaki kişisel ilişkilerle ilgili olmasından ileri gelmektedir” (Ulusan, 1990:7). İş sözleşmesi vasıtasıyla kurulan kişisel ilişki işverene önlem alma borcunu yüklerken işçiye de işverenin ve işyerinin çıkarlarını koruma, işverene ekonomik, ticari veya mesleki bakımdan zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınma borcu biçiminde kendini göstermektedir (Süzek, 2012:359-360). Yargıtay’ın bir kararda sadakat borcunun “Dürüstlük ve Güven” kurallarındaki yerini şu şekilde vurgulamıştır;   iş ilişkisi karşılıklı güven esasına dayanan sürekli bir borç ilişkisi olup, bu güvenin sarsıldığı durumlarda, anılan tutumla karşılasan taraftan böyle bir ilişkiyi sürdürmesini beklemek işin doğasına uygun düşmez. İsçinin sadakat borcu işverenin işi ve işyeri ile ilgili hukuken haklı menfaatlerini korumak, zarar verici ve risk altına sokabilecek davranışlardan kaçınmayı gerektirir (Yargıtay 9. HD, 09.03.2005 Tarih ve Esas No:2005/4880 Karar No:2005/12110). Yapılan işin ve işyerinin özelliğine göre iş sözleşmesine sadakat borcu kapsamında maddeler konulabileceği gibi, bu tür hükümlerin iş sözleşmesinde mevcut olmadığı durumlarda sadakat borcunun kapsamı iyi niyet kuralları, mahalli örf ve adet gözetilerek çizilebilmektedir (Mollamahmutoğlu, 2008:457). 

 Hem Yargıtay’ın karardan hem de yapılan tanımlardan iş sözleşmesi kapsamında tarafların birbirleri arasındaki sadakatin çıkış noktasının işçi ve işveren arasında yapılan sözleşmenin kişisel ilişki oluşturması olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. İş sözleşmesinin kişisel ilişki kurması işçiye borçlarını yerine getirirken sadakat zorunluluğu getirmektedir. Sadakat borcuna karşılık, işverenin işçinin ruh ve beden bütünlüğünü korumayı içeren önlem alma borcu doğmaktadır. 

2.3. Önlem Alma Borcunun Kanunlardaki Yeri 

Önlem alma borcu, bağımlı olarak işverenin emir ve otoritesi altında çalışan işçinin modern çağın artan bir şekilde çalışma hayatına soktuğu tehlikelere karşı ruh ve vücut bütünlüğünün korunması için yerine getirilmesi gereken ve her geçen gün daha çok önem kazanan vazgeçilmez bir ödevdir. iş sağlığı ve güvenliği, sadece işverenin sorumluluğunda olan tek taraflı bir görevden ziyade işçinin ve devletin de omuz vermesi gereken hatta toplumun tüm bireylerinin katılmasını gerektiren çok taraflı bir kavramdır.  

Günümüzde işverenin önlem alma borcunu hakkıyla yerine getirmesi iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesinde tek başına yeterli değildir. İşverenin organizasyonu altında çalışan işçinin alınan önlemlere harfiyle uyması ve iş güvenliğinin önemini kavraması, bunun yanında özellikle hükümetin sosyal devletin gereği olarak ilgili konuda düzenlemeler yapması ve etkin bir denetim sistemi uygulaması, konunun çözümü için çok önemli adımlardır. Saydığımız adımlar arasında tabi ki devletin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı düzenlemesi ayrı bir öneme ve yere sahiptir. Mevzuatımızda gerek kamu hukukunda gerekse özel hukukta önlem alma borcunun kaynağı niteliğinde birçok düzenleme bulunmaktadır.  

 2.3.1.  Anayasada Bulunan Önlem Alma Borcu Hükümleri

Anayasa’nın değişik maddelerinde, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin çeşitli hükümlere yer verilmiştir. İlgili maddelerde her ne kadar işverenin önlem alma borcunun kapsam ve sınırı doğrudan çizilmemiş olsa da, çalışanların genel hatlarıyla iş sağlığı ve güvenliği hakları anayasal güvence altına alınmıştır (Aydemir, 1995:82-83). 

Anayasa’da iş sağlığı ve güvenliğine ile ilişkili maddeler; devletin niteliğini tanımlayan madde 2, kişinin hak ve ödevlerini düzenleyen madde 17, çalışma hakkı ve ödevini düzenleyen madde 49, çalışma şartlarını ve dinlenme hakkını düzenleyen madde 50 ve sosyal güvenlik hakkını düzenleyen madde 60 olarak sıralanmaktadır.    

Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti “insan haklarına saygılı sos­yal bir hukuk devletidir” ibaresiyle devletin sosyal devlet olma gereğiyle çalışanları her türlü tehlikeye karşı korunması gerektiğine işaret etmektedir (Arıcı, 1999:54-55). Bunun için gerekli mevzuatı hazırlamak, öngörülen mevzuatın uygulanması için gerekli teş­kilatı kurmak, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin denetimleri yapmak, gerekirse idari ve cezai yaptırımlar uygulamak Devletin Anayasal görevidir(Arıcı, 1999:54-55). 

Anayasa madde 17/1’de “Herkes yaşama, maddi ve manevi var­lığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir”, hükmü ile çalışanın yaşamına müdahalelerin engellenmesinin yanında fiili olarak çalışırken yaşam güvenliğinin de sağlanması amaçlanmıştır (Arıcı, 1999:55-56). Yargıtay bir kararında Anayasa madde 17 ile iş güvenliğinin ilişkisini şöyle açıklamıştır;“…Anayasa’nın 17. Maddesinde ‘yaşama hakkı’ güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde, iş ve sosyal güvenlik mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir” (Yargıtay 10.HD, 29.9.2009 Tarih Esas No:2004/7532 Karar No:2004/24474). Aynı maddede devamla  “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” denilerek işçinin kişiliğinin korunması amaçlanmıştır. Sözü geçen madde muhteviyatı itibariyle iş ilişkisinde işverenin işçiye karşı tavır ve işlemleri için esas oluşturacak niteliktedir (Mollamahmutoğlu, 2008:532).

Can güvenliği olmayan ve huzurlu bir çalışma ortamından yoksun olan işçi ile işverenin arasında çalışma barışının kurulamayacağı göz önüne alınırsa Anayasanın 49. maddesinin “çalışma barışının sağlan­masını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri almak” ibaresiyle dolaylı yoldan olsa da iş sağlığı ve güvenliğinin önemini vurguladığı görülmektedir.

Kadınlar, çocuklar, bedensel ve ruhsal olarak belirli işleri yapamayacak durumda olanlar diğer çalışanlara oranla zayıf, narin ve kırılgan yapıda olduklarından dolayı eş tehlikeler karşısında iş kazasına uğrama ihtimalleri daha yüksektir (Süzek, 1985:23). Bu durum göz önüne alınarak Anayasa’nın 50. maddesi kadınları, çocukları ve sakatları koruyucu düzenlemeler yapabilmek için imkân vermektedir (Arıcı, 1999:57). Her ne kadar iş kazalarının önleme niteliğinde olmasa da işverenin önlem alma borcunun tamamlayıcı unsuru olduğundan dolayı Anayasa’nın 60. maddesi; sosyal güvenlik hakkını da önlem alma borcu ile ilişkili maddeler arasında zikretmek yerinde olacaktır. 

2.3.2. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Kapsamında Önlem Alma Borcu 

Genel itibarıyla işverenin önlem alma borcu dağınık bir şekilde hem özel hukuk da hem de kamu hukukunda yer almaktadır. 30.06.2012 tarihli 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu sahip olduğu hükümlerle iş güvenliğinin temel metni olma vasfındadır. Neredeyse bütün maddeleriyle işverenin iş sağlığı ve güvenliği ödevini doğrudan ilgilendiren 6331 sayılı Kanun, işverenin kamu hukukundan doğan önlem alma borcunun kaynağıdır (Güner, 2015:67). 

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunundaki birçok iş sağlığı ve güvenliği ilgili hüküm ve düzenlemeyi ortadan kaldırmakta ve bu Kanun’da olmayan Çalışan Temsilcisi ve Ulusal iş sağlığı ve güvenliği Konseyi gibi yeni düzenlemeler getirmektedir. Esas itibariyle 6331 sayılı Kanun, iş sağlığı ve güvenliğine yeni bir anlayış ve yaklaşım kazandırmıştır (Balkır, 2008:20). 6331 sayılı Kanun modern iş sağlığı ve güvenliği anlayışına paralel olarak (Korkmaz/Avsallı, 2012:155-156) “önleyici yaklaşım” ve “sürekli iyileştirme” prensipleriyle proaktif bir yöntem izlemektedir. Alınan önlemlerle muhtemel iş kazalarına karşı işçileri korumak için önceliği iş kazalarının kaynağı ile mücadeleye veren, kısaca kazayı olmadan önce engellemeyi düstur edinen bir anlayış 6331 sayılı Kanun’da hüküm sürmektedir. Esas itibariyle her zaman önlemek ödemekten daha ucuzdur anlayışı ile bakıldığında iş kazaları ve meslek hastalıkları oluşmadan önce iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almak ve de bunları işyerinde uygulamaya koymak, en doğru, en ucuz, en insancıl, toplumsal barışa katkı sağlayacak en uygun anlayış olduğu çok açıktır. 

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde “İşverenin Genel Yükümlülüğü” başlığıyla işverenin önlem alma borcuna değinmektedir. Kanunu’nun 4. maddesi genel olarak işverenin yükümlülüklerini sıralamakta ve Kanunu’nun devam eden bazı maddelerinde bu yükümlülükler açıklanmaktadır. 6331 sayılı Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının a bendine göre işveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmaların yapılması sorumluluk olarak kendisine yüklemiştir. 

İşverenin çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak için alması gereken önlemler 6331 sayılı Kanun’da ve Kanuna istinaden çıkarılan yönetmeliklerde düzenlenmiştir.  İşveren çalışanları mesleki risklere karşı korumalı, çalışanlara eğitim ve bilgi vermek dâhil her türlü önlemi almalıdır. İşverenin her türlü tedbiri alma yükümlülüğü her ne kadar sınırsız ve sonsuz kapsamda görünse de; ölçüt çağın fen ve tekniği imkânları dâhilinde mesleki risklerin kabul edilebilir seviyeye[2]*indirilmesi olarak alınmaktadır. Bu kapsamda işveren iş kazasına veya meslek hastalığına sebep olabilecek risklerin bertaraf edilmesi için mümkün olan bütün tedbirleri almalıdır. İşveren iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirme, kurul oluşturma gibi organizasyonel önlemler almanın yanı sıra en üst yöneticiden en alt çalışana kadar herkesi kapsayacak şekilde alınması gereken önlemlerin planlanması ve uygulanması noktasında organize etmelidir. İşverenin organizasyon yapma yükümlülüğü dar kapsamda değerlendirilmemelidir. İşyerinde geçici iş ilişkisi veya alt işverenlik ilişkisi ile çalışanların arasında iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerinin yürütülmesinde koordinasyon görevi de organizasyon yapma yükümlülüğü kapsamında ele alınmalıdır.  

 İşveren mal veya hizmet üretiminde çalışanlarına gerekli koruyucu donanımları sağlamalı bunun yanı sıra çağın fen ve tekniğine uygun yöntemler tercih etmeli, yeterli güvenlik seviyesinde ekipmanlar sağlamalıdır.  İşveren sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmeli ve mevcut durumun iyileştirmesi için çalışmalar yapmalıdır. İşverenin bu sorumluluk kapsamında ilk önce gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almalı, bu önlemlerin iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi noktasında yeterliliğini takip etmeli ve gerekli düzeyde olmayanları yenilemek için çalışmalar yapmalıdır (Kabakçı, 2013:63).  Bu hükmün asıl amacı işvereni sürekli olarak işyerinde iş güvenliği konusunda kendini geliştirmeye ve yenilemeye teşvik etmektir

Türkiye’de genellikle işçilerin bir bölümünün alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uymaktan kaçınması sosyolojik bir gerçektir. Bunun başlıca nedeni eğitim ve denetim eksikliğidir. Bu nedenle tüm önlemlerin alındığı, yeterli eğitim verilerek işçilerde bu konuda bir bilincin oluştuğu işyerlerinde dahi denetim yapılmalıdır (Baycık, 2007:51). İşveren riskleri sürekli gözden geçirmek ve önlemleri devamlı yenilemek zorundadır. Bu da işyerlerinde iş güvenliği alanında sürekli bir yenilenme yaşanmasıyla mümkündür (Akın, 2013:4). 6331 sayılı Kanun işverene işçilerin alınan önlemlere, verilen emir ve talimatlara uyulup uyulmadığını sürekli olarak denetleme görevi vermektedir.  

Söz konusu hükmün devamında işveren risk değerlendirmesi yapmakla yükümlü kılınmıştır. Risk değerlendirmesinin kapsamı ve niteliği 6331 sayılı Kanun’un 10. maddesinde ve detaylı şekilde iş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirmesi yönetmeliğinde çizilmiştir. İşyerini etkileyebilecek her tehlike bütün çalışanlar için aynı düzeyde risk içermemektedir. Çoğu zaman işletmenin normal akışı dâhilindeki iş ve işlemler genç, yaşlı, engelli, gebe, emziren, hasta vb. özellikteki çalışanlar için tehlike oluşturabilmektedir.  Bu ve bunun gibi durumların önüne geçilmesi için işveren çalışanlara görev verirken, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önünde bulundurmalıdır. Söz konusu hükmün son kısmında işverenin yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alması gerektiğine, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilediğine ve işverenin, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamayacağına yer verilmiştir.

2.3.3. Borçlar Kanunu Kapsamında Önlem Alma Borcu 

6098 sayılı Borçlar Kanunu m.417 işverenin önlem alma borcu açısından işçinin kişiliğinin korunması ve iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması olarak iki farklı yöne sahiptir. Maddenin birinci bölümü 417/1’de işçinin kişiliğini doğrudan korumak amaç edinilmiştir. Anılan maddeye göre “İşveren hiz­met ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüst­lük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar gör­memeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür”. Maddenin devamında ise işverenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama borcuna “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür” ibaresiyle değinilmiştir (Süzek, 2012:421). Borçlar Kanunu kapsamında sağlık ve güvenlik önlemlerini almayan işverenin sorumluluğunu akdi sorumluluk olarak değerlendirilmekte (Bedük, 2005:42) ve özel hukuk kuralı koyduğu için, ona aykırılık halinde sadece özel hukuk yaptırımı uygulanmaktadır. Başka bir deyimle adı geçen maddedeki önlemleri alma­ması nedeniyle zarara uğrayan işçinin tazminat isteme hakkı bulunmaktadır (Süzek, 1984:178).

2.3.4. Sosyal Sigortalar Kanunu Kapsamında Önlem Alma Borcu 

Sosyal sigortalar mevzuattı iş güvenliğinin temel ilkesi olan iş kazalarını önlemek hususundan ziyade sahip olduğu hükümlerle kazadan sonra rücu ve tazminat konuları ile ilgilidir. Her ne kadar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda mevcut bulunan hükümler işverenin önlem alma borcuyla doğrudan ilişkili olmasa da, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatını tamamlayıcı nitelik taşımaktadır. Sosyal Sigortalar mevzuatında iş kazası ve meslek hastalığı sonrasında uygulanan yaptırımlar işvereni önlem alma borcunu yerine getirmek zorunda bırakmaktadır (Arıcı, 1999:66). 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almayan işverenin sorumluluklarını düzenlemesi açısından önlem alma borcuyla ilişkili bir hükümdür. İlgili maddede “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” geçen ibare işverenin iş sağlığı ve güvenliğiile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranışı sonucunda meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığına ilişkin kurumun yaptığı giderlerin, Kanunda öngörülen sınırlamayla işverenden istenebileceğini göstermektedir (Ulusan, 1990:51). İlgili maddenin devamında sağlık raporlarının önemine vurgu yapılmakta ve işçinin yaptığı işin özelliği gereği mevzuatta sağlık raporu gerekmesine rağmen rapor alınmamış veya alınan rapor doğrultusunda işçiye ruhen ve fizikken uygun iş verilmemiş ise yapılacak yaptırımlara değinilmektedir.

2.3.5. Umumi Hıfzısıhha Kanunu Kapsamında Önlem Alma Borcu    

1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu, oldukça eski bir düzenlemedir. 6 Mayıs 1930 tarihli, 1489 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe gir­miştir. Özellikle işçi ve iş güvenliği hükümleri açısından bakıldığında, sözü geçen Kanun yürürlüğe girdiği döneme oranla oldukça ileri ve yerinde yükümler içermektedir (Ulusan, 1990:51). Kanunun 173-180. maddeleri arasında yer alan hükümlerde on iki yaşından küçük çocukların herhangi bir sınai işletmesinde çalıştırılamayacaklar, on iki yaş ile on altı yaş arasında çocukların çalışma koşulları, gece çalışma düzeni, çalışan kadınların emzirme izinleri gibi konulara yer vermiştir. Kanunun 179. maddesi ise, önlem alma yükümlülüğü ile doğrudan ilgilidir (Aydemir, 1995:84,85).

Sonuç

Kontrolsüz bir şekilde üretmek ve daha fazla kâr elde etme arzusu tarihte sebep olduğu sayısız iş kazası ile iş güvenliği önlemlerinin alınmasının önemini her seferinde ortaya koymuştur. İş kazaları ve meslek hastalıklarından dolayı yaşanan can kayıpları ve yaralanmaların ülke ekonomisinde ve toplum vicdanında açmış olduğu derin yaralar zararın tanziminden çok önlenmesinin çok daha önemli olduğunun anlaşılmasını sağlamıştır. İşyerlerinde çalışanların can ve mal güvenliğinin sağlanması konusunda en büyük sorumluluk işin, işyerinin ve işletmenin yönetim hakkına sahip olan işverenindir. Her ne kadar sorumluluğun büyük bir kısmı işverenin omuzlarında olsa da iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla mücadele toplumun bütün kesimlerinin katılması gereken bir ödevdir. Bu noktada işverenin önlem alma borcunu yerine getirmesi yeterli olmayıp, işçilerin alınan bu önlemlere uyması, kendileri ve başkaları için tehlike oluşturmayacak şekilde güvenli davranış içinde bulunmaları gerekmektedir.

 Ülkemizde yerine getirilmesi gereken iş güvenliği önlemlerinin bilinmesine rağmen alınmaması ve alınan iş güvenliği önlemlerine uyulmaması toplumsal bir sorundur. Bu sorunun temelinde ise toplumumuzda iş güvenliği kültürünün hala olgunlaşmamış olması yatmaktadır. Çalışma hayatının paydaşları tarafından iş güvenliği kültürünün gerektiği gibi anlaşılması ve özümsenmesi; ancak toplumun bütün bireylerine mümkün olduğu kadar erken yaşlarda başlamak üzere iş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalık sağlayabilecek nitelikte eğitim verilmesi ile mümkündür. Devlet çağın gereklerini ve çalışma hayatının ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeterlilikte iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı oluşturmak ve bu mevzuatın işyerlerinde uygulanmasını sağlamak zorundadır. Devletin bu sorumluluğunun yanında iş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçilmesi için işçi, işveren, devlet ve konunun sosyal taraflarının beraber çalışması gerekmektedir.                   

Kaynakça

AKIN, Levent (2013)“İş Sağlığı ve Güvenliğinde İşyerinin Örgütlenmesi”, AÜHFD, C.V, S:54-1, 2004, s.2-60 
ARICI, Kadir (1999).İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Dersleri, Tes-İş Eğitim Yayınları: Ankara.
AKBULUT, Şahin, Ali (2007).İş Hukukunda İdari Para Cezaları, Turhan Kitapevi: Ankara.
AKTAY, A. N./ ARICI, K./KAPLAN, E. T. (2007).İş Hukuku, 2. b.s., Seçkin Yayınevi: Ankara. 
AKYİĞİT, Ercan (2005).İş Hukuku, 4. b.s., Seçkin Yayınları: Ankara. 
AYDEMİR, Mürteza (1995).“İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğini Sağlama Açısından İşverenin Yükümlülüğü “, Kamu-İş İş Hukuku ve İktisat Dergisi, C.IV, S:1, Ocak, s.79-100.
Balkır Gönül, Zehra (2008).“6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda İşverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sorumluluğu”, Sicil İş Hukuku Dergisi, S:12, Aralık, s.20-41.
BAYCIK, Gaye (2007).“İnşaat İşyerlerinde İşverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülükleri ve Sorumluluğu” İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu Bildirisi,  5-6 Ekim, s.41-62. 
CANİKLİOĞLU, N./ CANPOLAT, T.  (2014).“4857 Sayılı İş Kanununda Para Cezasına Bağlanan Yükümlülükler ve Bu Para Cezalarının Özellikleri” Kamu-İş İş Hukuku ve İktisat Dergisi, C.VII, No:3,2004, Kasım, s.1-54.
ÇELİK, Nuri (2012).İş Hukuku Dersleri,  Beta Yayınları: İstanbul. 
EREN, Fikret (1984).Borçlar Hukuku ve İş Hukuku Açısından İşverenin İş Kazası ve Meslek Hastalığından Doğan Sorumluluğu, No:344, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları: Ankara.
ERTÜRK, Şükran (2002).  İş İlişkisinde Temel Hakları, Seçkin Yayınevi: Ankara.
GÜNER, Recep  (2015).“6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası Kapsamında İşin Durdurulması Yaptırım”, Terazi Hukuk Dergisi, C.X, No:103, Mart, s.59-66.
 KAPLAN Emine, Tuncay (2013). “İşverenin Koruma ve Gözetme Borcunun Kapsamı”, Kamu-İş İş Hukuku ve İktisat Dergisi: Prof. Dr. Kamil Turan’a Armağan, C. VII, S:2, Ankara s.1-16. 
KORKMAZ, A./ AVSALLI, H.(2012).“Çalışma Hayatında Yeni Bir Dönem:6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası” SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, No:26,Isparta, Ağustos s.153-167. 
MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi (2008).İş Hukuku, 3. b.s., Turhan Kitapevi: Ankara. 
KABAKÇI, Mustafa:“6331 Sayılı Kanun’un İş Sağlığı ve Güvenliği Anlayışı ve Risklerden Korunma İlkelerinin (m.5) İşlevi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Mart 2013,S:29, s. 61-76. 
NARMANLIOĞLU, Ünal (1998).İş Hukuku, Ferdi İş İlişkileri, 3. bs., C.I, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Döner Sermaye İşletmesi Yayınları: İzmir. 
ÖZKILIÇ, Özlem (2007).İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çevresel Etki Risk Değerlendirmesi, No:540, Mess Yayınları: İstanbul. 
SÜZEK, Sarper (1985).İş Güvenliği Hukuku, Savaş Yayınları: Ankara. 
SÜZEK, Sarper (2012).İş Hukuku, 8. b.s., Beta Yayınları: İstanbul. 
UÇUM, Mehmet (2005).“Karar İncelemesi: İş Sözleşmesi Niteliğini Belirleyen Unsurlar ve İş Mahkemelerinin Görev Alanı”, Çalışma ve Toplum, 2005/4, s.97-106. 
ULUSAN, İlhan (1990).Özellikle Borçlar Hukuku ve İs Hukuku Açısından İşverenin İsçiyi Gözetme BorcuBundan Doğan Hukuki Sorumluluğu, No:72, Kazancı Hukuk Yayınları: İstanbul 
TUNÇMAĞ, K./ CENTEL, T. (2008).İş Hukukunun Esasları, 5. b.s., Beta Yayınları: İstanbul. 

[1]KKD: Kişisel Koruyucu Donanım (baret, eldiven, maske, vb.)

[2]* Kabul edilebilir risk seviyesi: Yasal yükümlülüklere ve işyerinin önleme politikasına uygun, kayıp veya yaralanma oluşturmayacak risk seviyesidir.

Please Login to Comment.

Sohbeti Aç
Sorunuz mu var ?
Merhaba👋
Nasıl yardımcı olabiliriz ?